Related Posts with Thumbnails
""Ve zennûni iz zehebe mugâdıben fe zanne en len nakdire aleyhi fe nâdâ fiz zulumâti en lâ ilâhe illâ ente subhâneke innî kuntu minez zâlimîn 21/87" "i must not fear. fear is the mindkiller. fear is the little death that brings total obliteration. i will face my fear. i will permit it to pass over me and through me. and when it has gone past i will turn the inner eye to see its path. where the fear is gone there will be nothing. only i will remain."

7 Ekim 2010 Perşembe

Burada, Şu Düz Kumsalda...




Nerede okuduğumu ya da kime ait olduğunu hatırlamıyorum ama şöyle bir şeydi:

"Hissedilen, yaşanılan anında yazıya dökülemez. O an depo edilir sonra, üstüne düşünülür ve yazıya dökülür. İçinden geldiği gibi yazmak teoride imkansızdır. Aksi iddia ediliyorsa zaten o yazmak değildir."

Belki daha başkaydı ama işaret ettiği, düşünce ve duygunun "mayalanması" sonra bir şeyler ortaya çıkması anlamını sanırım özetliyor. Bu fikri yazın manasında benimsediğim gibi gerçek yaşamda da benimsediğimi söylemeliyim. Yani "içimden öyle geldi" gibi ifadeler inandırıcı gelmiyor. Belki aşırı septik olmamdan kaynaklanıyor olabilir. Nihayetinde "içimden geldi" bana paranormal, mistik bir ifade gibi geliyor. Mistisizimden nefret ederim. Bir anlamı, açıklaması olmalı herşeyin. Saçma da görünse bir temel argümanın çevresini döne döne inşa edilmiş olmalı; praxis. Ya da bir argümandan beslenip kanatlanmalı; ide. Büyük küçük her nesnenin bir amacı, anlamı olmalı düşünürüm. Bu belki fonsiyonalizme ve faydacılığa kapı açabilir, ama böyle evren ve olaylar daha anlamlı ve yerli yerinde gözüküyor. Evrenin sayısız dişliden oluşan devasa mekanik bir saat olduğunu düşününmek gibi bir şey. Ama o kadar karışık bir saat ki, sistemin tamamını anlamak ve görmek imkansız.

Saat diyince aklıma geldi. Bir ara hayatında ki bazı olayların yine işleyen dişliler ve doğru zamanlama aracılığı ile gerçek anlamını bulacağına inan birini tanımıştım. Tabi kusursuz sessizliğim ile öyle düşündüğümü  ona da söylememiştim. Aslında bu bile bu saat düşüncesinin amacını ve anlamını ortaya koyan bir şeydi. Goldbach teoreminin ispatını bulmak kadar heyecan verici olabilirdi. Ama bu Eukleides'ten bu yana varite olan bir gerçeğin anlamınındaki sır gibi gizli kalmalıydı. Çünkü ona bunu açıkladığımda belki saat teoreminin anlamını bulmuş olacaktı. Ve belki saat teoreminin hayatında çözemediği amacını ve hedefini kaybedecekti. Algıladığı "düzenli" evren dağılacaktı belki. O yüzden susmayı düzenini yıkmamayı tercih ettim. Her şeyin kaotik bir düzenle tıkırdadığı bir evreni, iki boyutlu deterministik bir kurgu tünel gibi algılarken dördüncü bir boyuttan iki bilinmeyeninde dahil olduğu bir integralden bahsetmek her halükarda yıkıcı olurdu.

Türevini aldığımız bir hayatın integrelini almak, fonksiyonunun türevinin tersini almaya çalışmak bildiğim evrenin yıkımına yol açmaz mı?

Tabi benzeri sonuçlar ispatın sağlaması durumunda, yansımaya bağlı olarak benim adıma da yıkıcı olacaktı. Akışının aksine dönmek zorunda bırakılan iki dişilinin diferansiyel denklemi yani türevsel denklemi bizlerin kırılıp sıfıra ulaşmamıza yol açmaz mıydı? İkimizin diferansiyel denklemine  -eşit hızda döndüğümüzü ve o nokta da kesiştiğimizi var sayarak-  baktığımızda birinci türevimiz için sonuç "1" ise, ikinci türevimiz  (yani kendi Goldbach teoremimizin ispatı halinde) "0" çıkardı. İvmenin "0" noktasına kavuşumu ve negatif eğimli bir hız zaman grafiği çizilirdi. "0" noktasından sonra ise, o ana kadar döndüğünün aksine dönen dişlilerin yıkımı ve parçalanması kaçınılmaz olurdu.


Bu kadar matematik zırvalıktan sonra özetle 4 iyi olabilir iki asal sayının arasında ilk çift sayıdır. Ama 6 daha iyidir. Çünkü o da iki asal sayı arasındadır ve ve iki farklı çarpanı da asaldır.

Yani, birinci türevde kalıp ivmeyi artırmanın yolunu aramak, ikinci türevi almaktan daha rasyonel bir çözümdür.


Here, on the level sand,
Between the sea and land,
What shall I build or write
Against the fall of night?

Tell me of runes to grave
That hold the bursting wave,
Or bastions to design,
For longer date than mine.*


__________________________________________

*G. H. Hardy, A Mathematician Apology, Cambridge University Press, January 1992 p.57

2 yorum:

  1. nerede okumuşsan gerçekten anlamlı bi cümleymiş.

    YanıtlaSil
  2. @Zey0zey, değil mi? bazen haddinden fazla anlamlı.

    YanıtlaSil

Miğferimi cilalıyorum gibi görünüyor ama çaktırmadan da seni kesikliyorum. Sen usulca yorumunu bırak. Arkanı dönünce miğferi, üstüpüyü fırlatıp ne yazdığına bakacağım... hehe.

Related Posts with Thumbnails
Bu gadget'ta bir hata oluştu