Related Posts with Thumbnails
""Ve zennûni iz zehebe mugâdıben fe zanne en len nakdire aleyhi fe nâdâ fiz zulumâti en lâ ilâhe illâ ente subhâneke innî kuntu minez zâlimîn 21/87" "i must not fear. fear is the mindkiller. fear is the little death that brings total obliteration. i will face my fear. i will permit it to pass over me and through me. and when it has gone past i will turn the inner eye to see its path. where the fear is gone there will be nothing. only i will remain."

21 Ocak 2010 Perşembe

Hermodactylus tuberosus





her halin bir adı ve tanımlaması olduğunu düşündüğüm için şaşırtıcı ve ilginç gelen insan hallerini insanların kendisine sorarım. Nasıl hissediyorsun, ne dir bu? İlk sigaramı içtiğimde de not almış neye benzediğini "o anın" yazmıştım. Alkol vd. de de notlarım olmuştu. Bu yüzden sık sık insanlara böyle sorular sorarım. Soru sormadığımda ise izlemeye ve anlamaya çalışıyorum, demektir. Beagle'leden galapagos'a inmiş Darwin gibi davranmak belki, lakin bunun iyi bir şey olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden sık sık saçma sapan sorular sorduğum oluyor. Bazen insanların bundan sıkıldığını da düşünüyorum. Küçükken sürekli soru soru sorduğum için pek "aman ne şeker çocuk" kıvamına kadar sevilemedim. Uzaktan hanimiş diye yanaşıp, tükenmez sorularla karşılaşınca miltralyöz görmüş Yunan askeri tadında denize doğru koşturan insanların hallerini unutamam.


Oldum olası kafam hep karışık olduğu için soru sormaktan durulduğumda kitaplığıma kapanır. insanlara az temas ederek günlerce okurdum. Faydalı faydasız tonla şey. Ama en çok ta Tolkien tekrarları yapardım. Hangi gün nereye gittiler. Şu şu günde onlar buradayken diğerleri o gün buradaydı, falan. Sanki hikayenin gerçekten var olmasını istermiş gibi. Bu zamanlarda kafam minumum karmaşa, maksimum yoğunlukta olurda. Belki saçma gelecek ama okurken düşünürdüm. Kendime ve çevreme ilişkin planlar yapardım. Sanki kitaptaki karakterlerle oturup istişarede bulunurduk. Orda ki düşünce seasından sonra meselelerle ilgili sorunlar çözülmüş, eyleme başlamak için harekete hazır bir vaziyette başlama atışını bekler gibi olurdum. Kısa uzun pek çok hayali toplantıya katıldığımı belirtmek isterim. Lakin bir divan ölçeğinde ağır ve ciddi hayali toplantıların sayısı iki geçmez.

Her neyse bu divanlara rağmen kafam karışık olmaya devam ederdi. Ne istediğini bilmemekten ziyade sonuçlarının ne olacağını hesap etmekle ilgili bir şeydi. Bu yüzden ivedilikle adımları atar, hızlanır, engellerde uzun uzun düşünürdüm. Çünkü; Aristoteles; "Gerçek filozof her adımını atarken; atıp atmayacağını düşünendir" derdi. Bu yüzden hepsi düşünülüp ölçülmeliydi. Hem; "Yalnızlıktan hoşlanan ya vahşi hayvandır yada tanrı" derdi. Bu yüzden herşeyi düşünüp planlayarak hayvan gibi hissetmekten kurtulurum diye inanırdım. Her defasında bir çözümün olduğunu anladığımda mutlu olurdum. Tabi asla yetmezdi. Hep daha fazlasını isterdim.


Eğlenmek için pek çok resim yaptım. Başka insanların, nesnelerin, olayların... Bu sırada da çok önemli bazı şeyler öğrendim. Bunların en önemlisi bir insanın resmini yaparken o insan hakkında çok şey öğrenebileceğinizdi. Daha iyi tanıyabileceğinizdi. Fakat kendi resmimi hiç yapmamıştım. Yani oturup bu benim resmim diyebileceğim bir resim yapmayı düşünmemiştim. Yapsamda, kafası yarılmış beyni görünen, bir elinde akciğeri diğerinde, kalbi, yarılmış karnından çıkan bağırsakları boynuna ve kollarına dolanmış bir adam çizerdim ancak. Karma karışık insana benzeyen bir şeyi gelirdi aklıma.

Fakat son iki-üç senedir resim çizmediğimi farkettim. Geçenlerde resim yapmak istedim durduk yere. hardmuthla bir şeyler karaladım tat vermemişti. Ama daha sonra bir daha yaptığımda yukarıda ki resim ortaya çıktı. Uzunca bir süredir hissettiğim çok ince düşünmeden genel ruh halimide anlatıtığını düşündüğüm bu resimi yaptım. Bu bendi. Bendim. Resim matem havasında hüznü, tarifsiz mutluluğu ve histeri boyutunda coşkuyu anlatıyordu. Nereye niye neden saldırdığı belirsiz ama inançlı, rastgele bir atak içindeki savaşçı. Sevdim bunu. pek çok şeyin üstünden atlayan, ama aklındaki kontrol güdüsünün oturduğu kaidei kalbinin ayarsızlığına teslim etmiş bir adam. Kesif ve kusursuz acı, sebepsiz tutku, tarifsiz coşku ve mutluluk. İleriyi, geriyi düşünmeden ahlaksızca ve düşünmeden saldırmak. Tüm tatlı yanlızlığını," hmmm öyleymiş şekerim, laissesz faire, anı yaşa boş ver" deyip geçemeyeceğim bir bağırın gönülsüzlüğüne bırakıp geri kalan her şeyin üstünden atlamaktan, kısa bir eylemsizlik, yer çekiminden kurtulup koordinatları değiştirmek. İnat, ısarar değil. Yalnız "öyleymiş" diyemeyecek kadar hayranlık ve sıcaklık. Bencillik ve arzunun saf bayrağını taşıyan düşüncesiz bir insan olmanın heyecan ve coşkusu.

Çalan parçayı günde 4-5 kere dinliyorum. aslıda kesip asıl sevdiğim kısmı yükleyecektim ama vaktim yoktu.

2 yorum:

Miğferimi cilalıyorum gibi görünüyor ama çaktırmadan da seni kesikliyorum. Sen usulca yorumunu bırak. Arkanı dönünce miğferi, üstüpüyü fırlatıp ne yazdığına bakacağım... hehe.

Related Posts with Thumbnails
Bu gadget'ta bir hata oluştu